Hadis-i Şeriflerde Zikir Kavramı


Hadis

Hadis-i Şeriflerde
Zikir Kavramı

 

"Allah (c.c.) şöyle buyurmuştur: ‘Ben kulumun
Beni sandığı gibiyim ve Bana dua ettiği, Beni zikrettiği zaman onunla beraberim.
Kim Beni kendi nefsinde zikrederse (içinden geçirirse), Ben de onu kendi
nefsimde zikrederim (içimden geçiririm). Kim Beni kalabalıkta, bir cemaat içinde
zikrederse, Ben de onu, ondan daha hayırlı bir cemaat içinde zikrederim. O, Bana
bir karış yaklaşırsa Ben ona bir arşın (adım) yaklaşırım. O Bana bir arşın
yaklaşırsa, Ben ona bir kulaç yaklaşırım. O Bana yürüyerek gelirse Ben ona
koşarak giderim. Kim Bana şirk koşmaksızın bir arz dolusu günahla gelse, Ben de
onu bir o kadar mağfiretle karşılarım." 
(Buhârî, Tevhid 15, 35, 50; Müslim, Zikir 2, hadis no: 2675, 4/2061, Tevbe 1;
Tirmizî, Deavât 142, hadis no: 3598)

"Allah'ı zikredenle zikretmeyen, diri ile ölü
gibidirler."  (Buhârî, Deavât  67)

"İçerisinde Allah zikredilen evlerin misali ile
içerisinde Allah zikredilmeyen evlerin misali, diri ile ölünün misali gibidir."
(Buhârî, Deavât 66; Müslim, Salâtü'l-Müsâfirîn
211, hadis no: 779)

"Allah'ı unutarak lüzumsuz konuşmalara dalmayın.
Çünkü Allah hatırlanıp zikredilmeden yapılan uzunca konuşmalar, kalbi
katılaştırır. Allah'tan en uzak olan kimse, kalbi katı olandır."
(Tirmizî, Zühd, 62)

"Bir topluluk Allah'ı zikretmek üzere
otururlarsa, melekler onları kuşatır, rahmet onları kaplar, üzerlerine sekîne
(huzur, feyiz) iner ve Allah onları yanındakilere (meleklere) zikreder."
(Müslim, Zikir 25, 30, hadis no: 2689, 2700, 4/2069; Tirmizî, Deavât 7, hadis
no: 3375)

"Kim bir yere oturur ve orada Allah'ı zikretmez
(ve hiç zikretmeden kalkar) ise Allah'tan ona bir noksanlık vardır. Kim bir yere
yatar, orada Allah'ı zikretmezse, ona Allah'tan bir noksanlık vardır. Kim bir
müddet yürür ve bu esnâda Allah'ı zikretmezse, Allah'tan ona bir noksanlık
vardır." (Ebû Dâvud, Edeb 31, 107,
hadis no: 4856, 5059; Tirmizî, Deavât 8, hadis no: 3377). Hadis,
Tirmizî'de şu şekilde gelmiştir: "Bir cemaat bir yerde oturur ve fakat orada
Allah'ı zikretmez ve peygamberlere salât okumazlarsa, üzerlerine bir ceza
vardır. (Allah) Dilerse onlara azab eder; dilerse mağfiret eder." (Tirmizî,
Deavât 8, hadis no: 3377)  

Allah Rasûlü'nün (s.a.s.) ashâbından bir grup
Peygamber'e şöyle demişlerdi: "Yâ Rasûlallah! Mal mülk sahibi kimseler,
ecirlerin tamamını alıp götürdüler. Onlar bizim gibi namaz kılıyorlar, bizim
gibi oruç tutuyorlar. (Ayrıca) mallarının fazlasını da tasadduk ediyorlar."
Bunun üzerine Efendimiz (s.a.s.) şöyle buyurdu: "Allah sizin için de tasadduk
edeceğiniz şeyler hazırlamamış mı? Şüphesiz her bir tesbih bir sadaka, her bir
tekbir bir sadaka, her bir tahmîd bir sadaka, her bir tehlîl bir sadaka, iyiliği
emretmek, birinizin eşi ile cinsî münâsebette bulunması bir sadakadır." Bu
söz üzerine ashâb: "Yâ Rasûlallah, birimiz şehvetinden dolayı hanımı ile
münâsebette bulunur; bundan da sevap olur mu?" deyince Efendimiz şöyle buyurdu:
"Şayet o kimse şehvetini haram bir yolla tatmin etseydi bir günah işlemiş
olmaz mıydı? Aynı şekilde helâl bir yolla da şehvetini tatmin ederse ona bir
sevap vardır." (Müslim, Zekât 53, hadis no: 1006)

"Dünya mel'undur, içindekiler de mel'undur;
ancak Allah Teâlâ'yı zikir ve zikrullah'a yardımcı olanlarla âlimler ve ilim
öğrenenler hâriç." (Tirmizî, Zühd 14,
hadis no: 2323; İbn Mâce, Zühd 3, hadis no: 4112) Bu hadis, farklı şekillerde de
rivâyet edilmiştir: "Dünya mel'undur, Allah için olanlar hâriç.",
"Dünya mel'undur, içindekiler de mel'undur; emr-i bi'l-ma'ruf ve nehy-i ani'l-münker
ve zikrullah hâriç.", "Dünya mel'undur, içindekiler de mel'undur;
Allah'ın rızâsı için yapılanlar hâriç." (K. Sitte Terc. 7/238-239)    

"Kim akşamdan temizlik üzere (abdestli olarak)
zikredip uyursa (uyku bastırıncaya kadar Allah'ı zikrederse) ve geceleyin de
uyanıp Allah'tan  dünya veya âhiret  hayırlarından bir şey isterse, Allah Teâlâ,
istediğini mutlaka ona verir." (Ebû
Dâvud, Edeb 105, hadis no: 5042; Tirmizî, Deavât 100, hadis no: 3525)

"Allah'ın, yollarda dolaşıp zikredenleri
araştıran melekleri vardır. Allah Teâlâ'yı zikreden bir cemaate rastlarlarsa,
birbirlerini 'aradığınıza gelin' diye çağırırlar. (Hepsi gelip) onları
kanatlarıyla kuşatarak dünya semâsına kadar arayı doldururlar. Allah, -onları en
iyi bilen olduğu halde- meleklere sorar: ‘Kullarım ne diyorlar?' ‘Seni tesbih
ediyorlar, Sana tekbir okuyorlar, Sana tahmîd (el-hamdü lillâh) okuyorlar. Sana
ta'zim (temcid) ediyorlar' derler. Rab Teâlâ sormaya devam eder: ‘Onlar Beni
gördüler mi?' ‘Hayır!' derler. ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?' ‘Eğer Seni
görselerdi ibâdette çok daha ileri giderler; çok daha fazla ta'zim, çok daha
fazla tesbihde bulunurlardı' derler. Allah tekrar sorar: ‘Onlar ne istiyorlar?'
‘Senden cennet istiyorlar.' ‘Cenneti gördüler mi?' der. ‘Hayır Ey Rabbimiz!'
derler. ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?' der. ‘Eğer görselerdi, derler, ‘cennet
için daha çok hırs gösterirler, onu daha ısrarla isterler, ona daha çok rağbet
gösterirlerdi.' Allah Teâlâ sormaya devam eder: ‘Neden istiâze ediyorlar
(sığınıyorlar)?' ‘Cehennemden istiâze ediyorlar' derler. ‘Onu gördüler mi?' der.
‘Hayır Rabbimiz, görmediler!' derler. ‘Ya görselerdi ne yaparlardı?' der. ‘Eğer
cehennemi görselerdi ondan daha şiddetli kaçarlar, daha şiddetli korkarlardı'
derler. Bunun üzerine Rab Teâlâ şunu söyler: ‘Sizi şâhid kılıyorum, onları
affettim!" Rasûlullah (s.a.s.) sözüne
devamla şunu anlattı: "Onlardan bir melek der ki: ‘Bunların arasında falanca
günahkâr kul da var. Bu onlardan değil. O başka bir maksatla uğramıştı,
oturuverdi.' Allah Teâlâ; ‘Onu da affettim, onlar öyle bir cemaat ki, onlarla
oturanlar da onlar sâyesinde bedbaht olmazlar' buyurur." (Buhârî, Deavât 66;
Müslim, Zikr 25, hadis no: 2689; Tirmizî, Deavât 140, hadis no: 3595)         

"Allah'ı zikreden bir cemaatle sabah namazı
vaktinden güneş doğuncaya kadar birlikte oturmam, bana İsmâil'in oğullarından
dört tanesini âzâd etmemden daha sevimli gelir. Allah'ı zikreden bir cemaatle
ikindi namazı vaktinden güneş batışına kadar oturmam dört kişi âzâd etmemden
daha sevimli gelir." (Ebû Dâvud, İlm
13, hadis no: 3667) (Burada, Allah'ı zikirden maksat, her çeşit zikir olabilir:
Kur'an tilâveti, tesbih, tehlil, tahmid, salevât, ilimle meşgul olmak, tefsir,
hadis gibi şer'î ilimlerin öğrenilmesidir (K. Sitte, c. 6, s. 520).

"Abdest imanın yarısıdır. Elhamdü lillâh mizanı
(amel terazisini) doldurur; sübhânallahi ve'lhamdü lillâh arz ve semâ arasını
doldurur. Namaz nurdur; sadaka burhandır; sabır ziyâdır; Kur'an ise, lehine veya
aleyhine bir hüccettir. Herkes sabahleyin kalkar, nefsini (Allah'a veya şeytana)
satar; kimisi kurtarır, kimisi de helâk eder."
(Müslim, Tahâret 1, hadis no: 223; Tirmizî,
Deavât 91, hadis no: 3512; Nesâî, Zekât 1) Hadisin Tirmizî'de gelen başka bir
vechi şöyledir: "Tesbih mîzânın yarısıdır; elhamdü lillâh mîzan doldurur;
tekbir ise gökle yer arasını doldurur. Oruç sabrın yarısıdır; temizlik imanın
yarısıdır."   

Hz. Ali anlatıyor: "Fâtıma'nın, değirmen
kullanmaktan elleri yara oldu, kırba ile su taşımaktan da omuzları incinmişti.
Peygamber'e hizmetçi getirilmişti. Ben Fâtıma'ya dedim ki: "Babana gidip O'ndan
bir hizmetçi ister misin?" O da babası Rasûlullah'ın yanına gitti. O, yanındaki
bazı adamlarla konuşuyordu. Fâtıma da (bir şey söylemeden) geri döndü. Ertesi
gün Rasûlullah Fâtıma'ya gelerek: "Kızım, ihtiyacın ne idi?" diye sordu.
Fâtıma sükût edip cevap vermedi. Ben araya girip: "Ben anlatayım Ey Allah'ın
Rasûlü!" dedim ve açıkladım: "Fâtıma'nın değirmen kullanmaktan elleri yara oldu,
kırba ile su taşımaktan da omuzları incindi. Köleler gelince ben kendisine, size
uğramasını, sizden bir hizmetçi istemesini ve böylece biraz rahata kavuşmasını
söyledim. Bu açıklamam üzerine Rasûlullah: "Ey Fâtıma, Allah'tan kork!
Allah'a olan farzlarını edâ et, âilenin işlerini yap. Yatağına girince otuz üç
kere sübhânellah, otuz üç kere elhamdü lillâh, otuz dört kere Allahu ekber de;
Böylece hepsi yüz yapar. Bu zikir, senin için hizmetçiden daha hayırlıdır."
buyurdular. Fâtıma (r.a.): "Allah'tan ve Allah'ın rasûlünden râzıyım" dedi.
Rasûlullah ona hizmetçi vermedi." (Buhârî, Fedâilu'l-Ashâb 9, Humus 6, Nafakaat
6, 7, Deavât 11; Müslim, 80 hadis no: 2727; Tirmizî, Deavât 24, hadis no: 3405;
Ebû Dâvud, Harâc 20, hadis no: 2988, 2989, Edeb 109, hadis no: 5062-5063)
(Hadisin bazı vecihlerinde, Rasûlullah, "Suffe ashâbı ihtiyaç içerisinde
kıvranırken ben size hizmetçi veremem" şeklinde cevap vermiş, "fazla köle
olsa satıp parasıyla Suffe ashâbının bazı ihtiyaçlarını karşılamaya
çalışacağını" belirtmiştir. Bazı rivâyetlerde: "Bedir yetimleri
(ihtiyaçta) sizi geçti", bir başka rivâyette: "Ey Fâtıma sabret!
Kadınların en hayırlısı, âilesine faydalı olandır." buyurmuştur.              

"Namaz, oruç ve zikir; Allah yolunda infak
(harcama) üzerine yedi yüz misli katlanır."
(Ebû Dâvud, Cihad 14, hadis no: 2498) (Bu
hadisin izahı sadedinde İbn Kayyim, zikir ile cihad ilişkisi konusunda üç
mertebe olduğunu ifade ederek, hem zikir ve hem cihadın birlikte yapılmasının en
üst mertebe olduğunu belirtir. Âyetten delil getirir: "Ey iman edenler,
düşman bir grupla karşılaştınızmı sebat edin ve Allah'ı çok zikredin ki başarıya
erişesiniz." (8/Enfâl, 45) "İkinci mertebe, cihad etmeksizin zikretmek. Bu,
önceki mertebeden düşüktür. Üçüncü mertebe ise, zikretmeden cihad etmek; Bu her
ikisinden de düşüktür. Çünkü cihad, zikir sebebiyle konulmuştur. Cihaddan
maksat, Allah'ın zikri ve ibâdetin sadece O'na yapılması, O'nun bir bilinmesi,
O'nun zikri, sadece O'nun ma'bud kılınmasıdır. Zikir, mahlûkatın yaratıldığı
gâyeyi teşkil etmektedir" der. (K. Sitte, 13/251) 

"Yedi sınıf insan vardır ki Allah onları kendi
(arş'ının) gölgesinden başka hiçbir gölge bulunmayan (kıyâmet) gün(ün)de
(arş'ının) gölgesinde gölgelendirecektir. (Bunlar:) Âdil imam (yönetici),
Allah'a ibâdet ede ede yetişen genç, kalbi mescidlere bağlı olan kimse, Allah
için sevişen, O'nun için bir yere gelen; O'nun için birbirinden ayrılan iki
kimse, kendisini mevkî sahibi ve güzel bir kadın (fenâlığa) dâvet ettiği halde:
'Ben Allah'tan korkarım' diyen adam, sol elinin verdiğini sağ eli duymayacak
derecede gizli sadaka veren kimse ve tenha bir yerde Allah'ı zikrederek gözleri
boşanan kimsedir." (Müslim, Zekât 91,
hadis no: 1031)

"Size amellerinizin en iyisini, Rabbinizin
huzurunda en temizini ve derecelerinizde en yükseğini, altın ve gümüş infak
etmekten daha hayırlısını, düşmanla karşı karşıya gelip siz onların, onlar sizin
boyunlarınızı vurmaktan daha iyisini söyleyeyim mi?"
buyurdu. 'Evet' dediler. "Allah'ı zikir"
dedi. (Tirmizî, Deavât 6)

"Cennet bahçelerini gördüğünüz zaman orada
otlayınız." 'Cennet bahçeleri nedir?'
diye soruldu. "Zikir halkalarıdır"  buyurdu. (Tirmizî, Deavât 83; Ahmed
bin Hanbel, 3/150)

Muaz bin Cebel, Allah'ın Rasûlünden duyduğu son
sözün şu olduğunu anlatıyor: 'Allah'a hangi amel daha hoş gelir?' dedim.
"Dilin, Allah'ı zikirle ıslanmış olarak ölmen" buyurdu. (et-Terğîb 2/395,
Taberânî'den)            

"Her şeyin bir cilâsı vardır; kalplerin cilâsı
da Allah'ı zikretmektir. İnsanı Allah'ın azâbından en çok koruyacak şey, ancak
zikrullahtır." 'Allah yolunda cihad
da mı (zikirden hayırlı) değil?' dediler. "Hayır, kesilinceye kadar vuruşsa
dahi" dedi. (Buhârî, Deavât 5) 

Hz. Muaz bin Cebel (r.a.) anlatıyor: "Kul,
kendini Allah'ın azâbından kurtarmada zikrullahtan daha etkili bir ameli
işlememiştir." (İmam Mâlik, Muvattâ, Kur'an 24, hadis no: 1, 211; Tirmizî,
Deavât 6, hadis no: 3374; İbn Mâce, Edeb 53, hadis no: 3790)

 

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

sponsorlu bağlantılar

Son yorumlar